| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Sağlık Haftası - Sağlıklı Yaşam - Sağlık Makaleleri Açıklamaları

Mercanköşkü (Origanum)

Ballıbabagiller familyasındandır. Akdeniz havzası bitkisidir. Çeşitli türleri ülkemizde de Trakya, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yabani olarak yetişir. Kayalık ve kurak yerlerde rastlanan, çalı görünüşlü, hoş kokulu bitkilerdir.

Bu türlerden konumuzla en çok ilgili olanı Yabani mercanköşkü (O. vulgare)’dür. Güveyotu ya da keklikotu adlarıyla da bilinen bu tür, 25-80 cm. boylanabilir ve toprağın üzerine yayılarak gelişir. Biber gibi kokan koyu yeşil renkli yaprakları, haziran ile ekim ayları arasında beyaz ya da pembe renkte açan çiçekleri vardır. Bol güneşli ya da kısmen gölge yerleri seven bitki, döktüğü tohumlarıyla çoğalır.

Yabani mercanköşkünün topraküstü kesimlerinde, karvakrol ile timol adlı maddeleri içeren uçucu yağ, asitler, tanen ve acı esanslar bulunur. Bazı yerlerde yaprakları kurutulup kekik yerine baharat olarak kullanılır. Ayrıca bitkinin topraküstü kesimlerinin damıtılmasıyla elde edilen mercanköşkü yağı da parfümeri ve likör endüstrilerinde kullanılır.

Yabani mercanköşkünün tıbbi etkileri ve bunlardan yararlanma yöntemleri şöyle sıralanabilir:

1. Uyarıcı ve terleticidir. Soğuk algınlığı ve gribin iyileştirilmesinde yararlı olur.
2. Öksürük ve boğmacanın tedavisinde etkilidir.
3. Yatıştırıcıdır.
4. Uyarıcı etkisi sindirim sisteminde de görülür: İştah açar. Sindirimi kolaylaştırıp hazımsızlığı giderir.
5. İdrar ve gaz söktürücüdür.
6. Peklik vericidir.
7. Kadınlarda aybaşı döneminin daha kolay ve rahat geçmesini sağlar.

Bütün bu etkileri sağlamak üzere, yabani mercanköşkünün topraküstü kesimleri, bitki çiçek açtığında toplanır. Kalın dal ve sapları ayrılıp atılır. Geri kalan kısımlardan 1 tatlı kaşığı kurumuş ya da taze bitki karışımı 1 bardak kaynar suyun içine konur. 10-15 dakika demlendirilerek hazırlanan infüzyon, günde üç kez birer bardak içilir.

Yabani mercanköşkü iyi bir antiseptiktir. Ağız yangılarına karşı etkilidir. Arı ve böcek sokmalarında da yangıyı kesip rahatlatır. Bu etkilerinden yararlanmak üzere, yukarda tarifi verilen infüzyonla ya da daha iyisi, 1 tatlı kaşığı dolusu bitkinin suda kaynatılmasıyla hazırlanan dekoksiyonla ağız iyice çalkalanır. Böcek veya arı sokması durumlarında, sokulan yer aynı dekoksiyonla sıkıca ovuşturulur.

Ayrıca, yabani mercanköşkü etkili bir yara iyileştiricidir. Romatizma ve kas ağrılarında bedeni rahatlatıcı etkisi görülür. Özellikle gerginlik durumunda oluşan baş ağrılarında etkili olur. Bu etkilerinden yararlanmak üzere, piyasada satılan mercanköşkü yağı alınıp yara ve kesikler bununla yıkanır. Baş ağrısı durumunda şakaklar, romatizma ve kas ağrılarında şikâyetli yerler mercanköşkü yağıyla ovuşturulur.

Diğer mercanköşkü türlerini şöyle özetleyebiliriz:
İzmir kekiği (O. smyrnaeum ya da O. onites) diye adlandırılan tür, Ege ve Akdeniz bölgelerindeki makiliklerde yaygındır. 40-50 cm. boylanabilen, çokyıllık bitkidir. Yaprakları oval biçimli, kenarları hafif dişli, yumuşak, tüylü ve kekiğimsi kokuludur. Nisan-temmuz aylarında çiçek açan bitki, döktüğü tohumlarıyla çoğalır.

İstanbul ya da Çanakkale kekiği (O. heracleoticum veya O. hirtum) denilen mercanköşkü türü ise, Trakya, Marmara bölgesi ve Batı Anadolu’da yetişir. 50 cm. kadar boylanabilen çokyıllık bitkidir. Temmuz-ağustos ayında çiçek açar. Yaprakları kekiğimsi kokar. Döktüğü tohumlarıyla çoğalır.

Karanfil (E. caryophyllata)

Mersingiller familyasındandır. Anayurdu Endonezya’daki, adı yerli dilinde baharat anlamına gelen Moluk takımadalarıdır. Ama, günümüzde daha çok Afrika kıtasının doğusundaki Zengibar ile Hint Okyanusundaki diğer adalarda yetiştirilmektedir, iklimi uygun olmadığından ülkemizde yetişmeyen karanfil ağacı, 10-20 m’ye kadar boylanabilen ve kışın yapraklarını dökmeyen duyarlı bir bitkidir. Derimsi dokulu, parlak ve iri yaprakları dallarda karşılıklı çiftler halinde dizilmiş olup üzerlerinde salgı bezi benekleri bulunur. Çan biçimindeki pembe renkli çiçeklerinin tomurcukları kurutulduğunda kırmızımsı kahverengine döner. Hoş kokulu olan bu tomurcuklara kısaca ‘karanfil’ adı verilir. Kısmen gölgeli, soğuk ve rüzgâra karşı korunmalı yerleri seven karanfil ağacı, suyu iyi akıntılı ve asitli toprakları yeğler. Tohumuyla ya da gövde çelikleriyle çoğaltılır. Karanfil tomurcuklarında ogenol (ojenol) adı verilen hidrokarbon, şahsilik asit ve karyofıllin içeren bir uçucu yağ (esans) bulunur. Karanfılyağı da denilen bu esans, diş hekimliğinde sıkça yararlanılan antiseptik ve ağrı kesici ilaçların yapımında kullanılır. Karanfil tomurcukları ise, bazı reçel, yemek, turşu ve baharatlı şarapların yapımında çeşni olarak kullanılmaktadır. Karanfil tomurcuklarının ve karanfilyağının sağlığa yararlı etkileri ve bunlardan yararlanma yöntemleri şöyle özetlenebilir: 1. Karanfil tomurcukları uyarıcıdır. Özellikle sindirim sistemi üzerinde uyarıcı etki yapar. 2. Gaz söktürücüdür. 3. Mide bulantısını bastırır. Kusmaları önler. Bu etkilerinden yararlanılmak üzere piyasada satılan karanfil tomurcuklarından bir tutam (7-8 tane) alınıp 1 bardak kaynar suya atılır. 10 dakika demlendirilerek hazırlanan infüzyon ılık olarak içilir. 1. Karanfil tomurcukları nefesin kötü kokusunu yok eder. Bunun için tomurcuklar ağızda çiğnenip sert bakiye tükürükle atılır ya da yukarda tarifi verilen infüzyonla gargara yapılır. 2. Karanfil tomurcuğu ağrı kesici ve hafif uyuşturucudur. Bu etkilerinden yararlanılarak diş ağrısını kesmekte kullanılır. Bir adet karanfil tohumu ağıza alınır. Ağrıyan çürük dişin yakınına getirilir ve bir süre orada tutulur ya da gene piyasada satılan karanfilyağı biraz pamuğun üzerine damlatılır ve pamuk ağrıyan dişe bastırılır. 3. Karanfılyağı romatizma ve nevralji ağrılarının hafifletilmesinde yararlı olur. Bunun için karanfilyağı ağrılı yerlere dıştan ovuşturularak uygulanır.

Sağlıklı beslenme

beslenme
* Öğün atlamamaya çalışın. Günde 3 mütevazı öğün yemek yiyin ve aralarda acıkırsanız, taze meyve gibi sağlıklı atıştırmalar yapın! Şok diyetler yapmak veya öğün atlamak, kilo verip, bu kiloyu korumanın iyi birer yolu olmayacaktır.

* Bol meyve ve sebze tüketin. Günde toplam en az 5 porsiyon tüketin. Bir porsiyon, 2-3 kaşık sebze, bir adet meyve (mesela bir muz) veya 2-3 adet küçük boy meyve (örneğin erik), 1 küçük kâse meyve salatası veya bir bardak taze sıkılmış meyve suyuna denktir. Bunlar, size fazla kalori yükü yapmadan tok tutacak besinlerdir.

* Her öğünde nişastalı besinler yiyin. Lif açısından zengin olan tam buğday ekmeği, kabuğu soyulmamış patates, tam buğday, pirinç ve makarnaları tercih edin.

* Daha az hayvansal (doymuş) yağ tüketin. İnce kesilmiş et dilimlerini tercih edin. Etten, görebildiğiniz yağları ve tavuğun derisini ayırın. Daha az bisküvi, pastane ürünü ve kek tüketin.

* Doymamış yağ oranı yüksek yağları kullanmaya özen gösterin. Yemek pişirirken, katı yağlar yerine ayçiçeği yağı, mısırözü veya zeytinyağı gibi bitkisel yağları tercih edin. Bu yağları ayrıca salatalarınıza sos olarak da kullanabilirsiniz.

* Yağsız veya yarım yağlı süt, az yağlı yoğurt ve az yağlı peynir gibi, düşük yağ içeren günlük ürünleri tercih edin.

* Düzenli olarak balık yiyin. Haftada en az bir kez yağlı balık (örneğin somon, sardalye ya da ton balığı konservesi şeklinde de olabilir) tüketmeye özen gösterin.

* Bol bol sıvı, özellikle de su için. Ucuzdur, kalorisizdir ve midenize doluluk hissi verir! Günlük hedefiniz 6-8 bardak olsun.

* Ne kadar alkol tükettiğinize dikkat edin. Alkollü içecekler çok kalorilidir ve şişmanlatıcı yiyeceklere olan iştahınızı arttırır. Ayrıca, çok içtiğiniz zaman artık ne yediğinizi düşünemeyecek hale gelebilirsiniz!

Cilt Lekeleri, Cilt leke tedavisi, Cilt leke ilaçları

Ciltteki renk değişiklikleri, deriden daha açık ve daha koyu olmak üzere iki şekilde görülür.

Koyu renkli lekelerin nedenler nelerdir?
  • Bazı iyi huylu cilt benleri
  • Cilt kanseri (Melanom)
  • Güneş lekeleri
  • Gebelik lekeleri
  • Çiller
  • Mantar hastalıkları

Bu lekeler yaşamımızı tehdit etmemekle birlikte bir takım kozmetik problemlere sebep olmakta, hatta bazı kişilerin sosyal yaşamını da etkileyebilen bir takım psikolojik problemlere yol açabilmektedir.
Bu tip cilt sorunlarının bazıları ilaçlarla tedavi edilirken, bazıları kimyasal peeling (cilt soyma işlemi) ile düzelmekte, bazılarınalaser, krioterapi (dondurarak tedavi), koterizasyon gibi müdaheleler uygulanabilmektedir.Yapılacak bu müdahalenin tecrübeli uzman hekimlerce yapılması alınacak kozmetik sonucun kalitesini etkilemektedir.

Bu lekeler ne şekilde tedavi edilirler?

Sıklıkla karşılanılan koyu renkli lekeler hangileridir?

Sıklıkla karşılaştığımız, yüzde görülen koyu lekelerden biri gebelik lekeleridir. Kadınlarda yaygın olarak gebelik, doğum kontrol hapı veya östrojen hormonu kullanılması ile ortaya çıkar. Bu tip lekeler erkeklerde de gelişebilir. En çok alın, yanak ve dudak üzerinde görülür. Öncelikle doğum kontrol hapları kesilmeli, güneşe olabildiğince maruz kalınmamalı, şapka ve güneşten koruyucular kullanılmalıdır. Tedavisinde hidrokinon, azeleik asit veya kojik asit gibi kimyasal renk açıcılar veya günlük uygulanan peeling kremleri kullanılabilir. Ayrıca Dermatoloji Uzmanı tarafında kimyasal peeling uygulanabilir

Güneşin zararlı etkisiyle oluşan güneş lekeleri ve güneşe maruz kalındığında artan çiller de kimyasal peeling, kriyoterapi velaser ile tedavi edilebilir.

Ciltte görülen benler nasıl oluşur?
Ciltteki benlerin ise gelişim nedeni bilinmemekle beraber , bu benlerin sayısı genellikle kalıtsal olarak belirlenir ve sayıları birkaç taneden düzinelerceye kadar varabilir. Genellikle erken çocukluk yaşlarında ortaya çıkmaya başlar ve ergenlik çağında sayıları hızla artar. İlk önce küçük yassı noktalar şeklinde ortaya çıkar, daha sonra çapları büyüyebilir. Yıllar geçtikçe kabarıklaşabilecekleri gibi düz de kalabilirler. Benlerin yüzeyi pürüzsüz, pürtüklü, hatta böğürtlen benzeri olabilir, üzerlerinde kalın koyu renkli kıllar bulunabilir. Rengi deri renginden daha koyu renklere kadar uzanan bir çeşitlilik gösterebilir.

Cilte kanserler bene benzer şekillerde görülebilir mİ?
Evet. Melanom cilt benlerine benzer görüntüde olabilen çok kötü huylu bir cilt kanseridir. Melanomların %30′u benlerin üzerinde, %70′i de normal deride gelişir.

Melanom açısından kimler risk taşır?
Çok sayıda ben olması melanom gelişme riskini arttırr. Özellikle 75′in üzerinde beni olan kişiler melanom açısından sıkı takip edilmelidirler. Ayrıca açık ten rengine sahip olmak, ailede melanom bulunması,uzun yıllar güneşte kalmak riski arttıran faktörlerdir.

Melanomun belirtileri nelerdir?
Bir deri beni birden bire ortaya çıktıktan sonra hızla büyür kabarıklaşırsa, boyutu 6mm ‘nin üzerinde ise, oldukça koyu kahve veya siyah renkte ise, içinde birden fazla renk barındırıyorsa, sınırları düzensiz, girintili çıkıntılı ise, kanıyorsa bir Dermatoloji Uzmanı tarafından acilen başvurulmalıdır

Melanomdan nasıl korunulur?
Cilt kanserlerinden korunmanın yolu güneşten sakınmaktır. Özellikle güneşin yer küreye dik geldiği 10.00 -15.00 saatlerinde güneşe çıkmamak, 15 koruyucu faktörden yüksek güneşen koruyucuları kullanmak gerekir.

Cildin beyazlaması ile seyreden hastalıklar nelerdir?
Cildin beyazlaşması ile seyreden hastalıklar ise vitiligo, mantar hastalığı, hassas ciltli çocuklarda görülen beyaz lekelenmelerdir. Ayrıca bazı beyaz lekeler doğuştan itibaren de mevcut olabilir

Vitiligo nedir?
Vitiligo deriyi boyayan maddenin (pigment ) kaybı nedeniyle, cildin beyazlaşması ile seyreden bir hastalıktır. Vitiligo vücudun herhangi bir yerini tutabilir.
Bu hastalık otoimmün (vücudun pigment hücrelerine antikor oluşturduğu) bir hastalıktır. Vitiligosu bulunan hastaların çoğu sağlıklı olmasına rağmen bazı hastalarda guatr hastalığı gibi otoimmün hastalıklar vardır.

Ciltte lekelere neden olan pitriasis versicolor nasıl bir hastalıktır ve nasıl tedavi edilir ?
Tinea versicolor deri yüzeyindeki bir mantarın aşırı üremesi ile oluşan yaygın rastlanılan bir deri hastalığıdır. Bu aşırı gelişim deride beyaz veya kahverengi renk değişikliğine ve pullanmaya neden olur.

Tinea versicolor sürülen veya ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilir. Lokal uygulanan tedaviler deriye uygulanan şampuan, krem ve losyonlar şeklinde olabilir.

Bir çok ağızdan alınan tedavi tinea versicoloru başarılı bir şekilde tedavi eder. Fakat yan etkileri ve diğer ilaçlarla etkileşimi yüzünden bu ilaçlar Dermatoloji uzmanlarının kontrolünde kullanılmalıdır. Uygulanan her tip tedaviden sonra derinin rengindeki değişiklik deri rengi normale dönene kadar aylarca kalır.

Çocuklarda görülen pitriasis alba nedir ve nasıl tedavi edilir?
Pitriasis alba çocuklarda özellikle yüz bölgesinde üzeri hafif kepekli beyaz lekeler şeklinde görülür. Hastalığın temel nedeni bilinmemekle beraber, atopik bünyeye sahip olmak ve derinin kuru olmasının hastalığın gelişiminde rol oynasığı düşünülmektedir.Hastalığın tedavisinde kortizonlu krem ve nemlendiriciler kullanılır.

Ruhsal Bozukluk, Regl ile bilgiler, Adet günü

Regl öncesi günler, fiziksel ve ruhsal sıkıntıları da beraberinde getirir. Yediğinize, içtiğinize dikkat ederek bu sıkıntılı günleri daha kolay atlatabilirsiniz.

Kadınlarda regl öncesi başlayan ve ruhsal ya da fiziksel bir takım belirtilerle kendini belli eden bu duruma premenstrual sendrom (PMS) adı verilir. Bu belirtiler genellikle başlamasından bir hafta öncesinde ortaya çıkar ve genellikle adetin görülmesiyle birlikte birkaç gün içinde kaybolur.

PMS, kadın ve genç kızların adet (regl) dönemine yaklaşırken yaşadıkları önemli karakteristik fiziksel ve ruhsal belirtiler olarak tanımlanır.
PMS BELİRTİLERİ
Her kadın ya da genç kızda farklı belirtiler gözlenebilir. Belirtiler regl döneminden, regl dönemine gerçekleşir. Belirtilerin şiddeti, dönem dönem dalgalı bir seyir göstererek artabilir. Belirtiler, genellikle regl döneminin başlamasından 7-10 gün önce kendini gösterir ve bu dönem yaklaştıkça şiddetlenebilir. Belirtiler hafif, orta şiddette ya da şiddetli olabilirler.
Duygusal belirtiler
*Sıkıntı, kaygı
*Çabuk sinirlenme, asabilik
*Bitkinlik
*Depresyon
Kızgınlık
Konsantrasyon bozukluğu
Aşırı duyarlılık
Cinsel istekte değişme
Kendini beğenmeme
Sosyallikten uzaklaşma
Doğal aktivitelere olan ilginin azalması
Fiziksel belirtiler
*Karın Şişkinliği
*Göğüslerin şişkinliği ve hassaslığı
*Diz, dirsek ve parmaklarda su toplanması
*İştahın artması
*Baş ağrısı
Yeme isteği
Kabızlık
Mide bulantısı
Susama
Hantallaşma
Uyku alışkanlığının değişmesi

Diyetin önemi

Genel beslenme çizgilerinin rehber alındığı günlük bir diyet, PMS belirtileri üzerindeki kontrolünüzde size yardımcı olacaktır. Daha az tuz, rafine şeker, kırmızı et ve yağ tüketmeye çalışın; karbonhidrat karışımları, sebze ve meyve yiyin.
Sodyum miktarını kontrol altına almanız, adet kanaması öncesinde eklemlerinizde oluşacak sıvı toplanmasını azaltacaktır. Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu günlük sodyum miktarı 2000 ile 4000 mg arasıdır. Aşağıdaki önerileri dikkate alarak, tuz alımınızı dereceli olarak düşürün.
Tabağınızdaki yiyeceğe tuz yerine başka katkılar eklemeyi deneyin (Bu, mevsime göre çeşitli otlar, limon suyu ya da sirke olabilir)
Yemeğinizi pişirirken tuz eklemeyin.
Konserve yerine taze ürünleri tercih edin.

Regl döneminde vücutta su tutması ve ödem

Ödem azaltıcı besinler

- Bol su içmek (maksimum 2,5-3 litre)
- Karahindiba
- Tarçın ve karanfille yapılmış çay
- Yeşil yapraklı besinler
- Maydanoz
- Kiraz sapı
- Kabuklu armut
- Şekersiz şeftali

Ödem artırıcı besinler

- Tuzlu yiyecekler
- Alkol
- Kola
- Meyan kökü içeren yiyecekler
- Tatlı yiyecekler
- Karbonhidratlar

Regl döneminde neden tatlı yeme ihtiyacı duyarız?

Regl dönemi öncesi kadınların çikolata ve diğer tatlı, şekerli yiyecekleri yemek istemesinin nedeni, östrojen hormonunun vücutta dolaşımının azalmasıdır.

Östrojen kadınlar için “uyarıcı” bir hormondur. Vücuttaki seratonin, noradrenalin ve endorfin hormonlarının üretimini artırır. Östrojenin azalmasıyla kan şekerindeki düşme eğilimi artar, dolayısıyla iştah metabolizması uyarılır. Sürekli tatlı yeme ihtiyacı hissedilir.

Özellikle bu dönemde az ve sık aralıklarla beslenmeye dikkat ederek kan şekerini uyarıcı etkisi düşük olan besinleri tercih edin.

Regl döneminde nasıl beslenmeliyiz?

Kuru yemişler biyoaktif bileşenler, alfa-tokoferol, E vitamini gibi antioksidanlar ile protein, posa, bakır, folat, selenyum, magnezyum, çinko, demir gibi önemli mineraller içerir. Ayrıca niasin, folat ve diğer B grubu vitaminlerinin yanı sıra, fitokimyasallar ve uygun yağ asitlerini de ihtiva eder. Bu özellikleri nedeniyle dengeli ve yeterli beslenmemiz açısından gerçekten önemlidir.

Fındık, ceviz, badem ve fıstık gibi kuru yemiş tüketen kişilerde koroner kalp hastalığı, diyabet, kanser gibi kronik hastalıkların riskinin azaldığı görülmüştür.

Ağız ve diş sağlığı

Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir.

Ağız sindirim kanalının girişidir. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına, sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar. Ağızla aldığımız yiyecekler çiğnenip, tükürükle karıştırılarak yutulmaya ve sindirime hazır hale getirilirler. Ağız aynı zamanda konuşmaya yardım eder. Tat alma organı olan dilin; çiğneme, yutma, konuşma gibi çok önemli yan görevleri de bulunmaktadır. 

Dişlerin besinlerin parçalanması, öğütülmesi görevlerinin yanı sıra konuşmada ve görünümümüzde önemli etkileri vardır. Dişleri eksilmiş kişilerin bazı sesleri çıkarabilmeleri zorlaşır, çiğnemede ve/veya ısırmada da zorluk olur. Dişlerin gelişim süreci içerisinde ilk çıkan süt dişleri, daha sonra yerlerini  kalıcı dişlere bırakır.  

Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Dişler neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir ve  kalp, böbrek, eklemler vb. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir. 

Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması, ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı”nın varlığını gösterir. 

1. Diş Çürümesi 

 Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi, mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları, bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar, yani kabaca, şekerli gıdalardır. 

Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse, mikroplar onlara zarar veremezler. Diş çürüğü, dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır. 

Dişler iyi temizlenmeyecek olursa, üzerinde besin artıkları ve mikroplar birikir. Ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam, yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Bu birikintilere plak denir. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırırlar. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit, dişlere zarar verebilir, ancak bakterilerin kendileri de asit oluşturabilmektedir. Asit diş minesinin erimesine neden olur. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler. 

Asitler dişin koruyucu tabakası olan diş minesi üzerinde küçük delikçikler oluşturur. Bu delikler giderek genişler ve küçük oyuklar haline gelir. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler, alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. Buna diş apsesi denir. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor, karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. Diş plağı, diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden biridir. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini, diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler. 

Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler. 

Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Bu hem sağlık açısından, hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür. 

Diş sağlığı açısından sularla aldığımız flor da çok önemlidir. Sularında flor eksikliği olan yerleşim yerlerinde diş çürüklerinin oranı çok artar. Bu nedenle florla ilgili olarak sağlık kuruluşlarının önerilerine uyulmalıdır. 

2. Diş Eti Hastalıkları

Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. En içte ise diş özü vardır. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır. 

 Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. Diş etleri, diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir. 

Diş çürüğü, diş eti hastalıkları, sinüzit, bademcik iltihabı, solunum sistemi hastalıkları, sindirim sorunları, ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. Bu hal, sosyal ilişkileri de etkiler. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir. 

3. Dişlerin Gelişim Bozuklukları 

Ağızda kapanma bozukluklarına neden olan diş düzensizlikleri dişlerin çürümesini kolaylaştırır ve daha erken dönemde dökülmesine yol açar. Düzensiz dişler, alt ve üst çene arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olabilir. Çiğneme ve temizleme güçlüğü yaratırlar, kötü ağız kokusuna yol açarlar.

Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerinin zamanından önce yitirilmesi olabilir. Bunun sonucunda çıkan kalıcı dişler birbiri üzerine gelecek biçimde yerleşebilirler. Düzensiz dişler konuşma bozukluklarına ve görünüm bozukluklarına neden olabilir. 

Sigara dişlerde renk değişikliği yapar. Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır. Canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görünür. Çocuklarda hatalı olarak kullanılan bazı ilaçlar da dişlerde renk değişikliğine neden olabilir. Aşırı derecede flor dişlerin sararmasına neden olabilir.

Hamilelikte ve süt çocukluğu döneminde kullanılan antibiyotik vb. bazı ilaçlar dişlerde kalıcı renk değişikliklerine neden olabilir. Bu nedenle hekim önerisi olmaksızın ilaç kullanılmamalıdır

4. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur? 

 Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir. 

Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması, düzenli olarak dişlerin fırçalanması, diş ipi kullanılması, aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde mutlaka dişlerin fırçalanması, diş hekimi kontrollerine gidilmesi temel uygulamalardır. Diş eti hastalıklarının önlenmesinde de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir. 

Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır. 

Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı, fındık, ceviz vb. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar. 

5. Diş Fırçalama Tekniği 

 

Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. Diş macunu ağza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır. 

 

Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. Daha sonra fırça, bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür. 

1.   Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız  boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil, yumuşak ve daireler çizecek biçimde, ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır. 

2.   Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Bu işlemde fırça eğik tutularak, diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir. 

3.   Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır. 

Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz.

Diş fırçası kişiye ait bir araçtır, başkalarıyla paylaşılmaz. Diş fırçaları birkaç ayda bir, en geç altı ayda  değiştirilmelidir. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir. 

6. Diş İpi Kullanımı 

 

Diş ipi, diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. Çok küçük yaşlardan başlanarak uygun diş fırçalama ve diş ipi kullanma tekniklerinin öğrenilmesi gerekmektedir. 

Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir. 

1.   Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır.

2.   Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir.İp, dişler arasından geçirilir. Bu  hareket sırasında sert olunmamalıdır. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. Bu sırada diş etinin  kesilmemesine özen gösterilmelidir.

3.   Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır.

ilkyardım

TANIMI : 

 Ani olarak hastalanan veya kazaya uğrayan kimseye anında, olay yerinde ve çevre imkanlarından yararlanılarak  yapılan, tıbbi olmayan geçici müdahaleye İLKYARDIM denir.

 İLKYARDIMDA AMAÇLAR :

1-  Hayat kurtarmak

2-  Durumunu korumak 

3-  Sakatlıkları önlemek   

İLKYARDIMDA  6 SAFHA :

1- Tedbir (İlkyardımcının  kendisinin ve kazazedenin güvenliğinin sağlanması)

2- Teşhis

3- Tedavi

4- Telekomünikasyon (haberleşme)

5- Triaj (öncelikli kazazedenin belirlenmesi)

6- Taşıma 

İLKYARDIMCIda  bulunması gereken özellikler : 

1- Her zaman tedbirli olmalıdır 

2- Soğukkanlılığını korumalıdır 

3- Cesaret gösterilerinden ve emin olmadığı uygulamalardan kaçınmalıdır 

İLKYARDIM’ da haberleşebilecek telefon numaraları : 

                 110 İtfaiye 

                 112 Ambulans

                 114 Zehir Danışma Merkezi (Sağlık Bakanlığı)    

                 154 Trafik polisi  

                 155 Polis imdat

                 156 Jandarma imdat 

 

ECZADOLABInda bulundurulması gereken malzemeler 

 

 1- Üçgen sargı bezleri ( 1, 2 , 3 , 4) 

 

 2- Rulo sargı bezleri 

 3- Steril gazlı bezler

 4- Flaster

 5- Çengelli iğneler

 6- Pamuk 

 7- Yara bandları 

 8- Antiseptik solüsyonlar (Batikon/Mersol 50 ml/100 ml )

 9- Turnike lastiği * 

10- İlkyardım rehberi 

11- Ağrı kesici 

 

İLKYARDIM ÇANTASInda yukarıdaki malzemelere ek olarak bulundurulacaklar :

12- Tebeşir 

13- Makas

14- Cep feneri

15- Kağıt, kalem

16- Boyunluk (servikal kollar) 

 

* Turnike lastiği gerekli değildir; onun yerine, üçgen sargı bezi, kravat veya herhangi bir  kumaş parçasını kullanmak daha uygundur.

Dövme tedavisi, dövme sildirme, dövme tedavi

Günümüzde dünyada ve Türkiye’de dövme yaptırmak gitgide popüler bir hal almıştır.Bununla birlikte dövme ( tatuaj) uygulamaları sonrası, ilk 5 yıl içinde vakaların % 90’ı dövmenin çıkarılmasını istemektedir. Günümüzde dövme tedavisi de oldukça gelişmiş imkanlara ulaşmıştır.

Lazerler ortaya çıkmadan evvel dövmeler, geleneksel cerrahi, dermabrasyon ve kriyoterapi (Buz tedavisi) gibi yöntemlerle tedavi edilmekteydi.

 

Eksizyon,daha önceden oldukça popüler olan geleneksel cerrahi yöntem ile dövme çıkarılabilmesine rağmen, bu yöntem çok geniş alanlara uygulanamamktaydı. Bununla birlikte bu yöntem oldukça kolay bir şekilde lokal anestezi uygulanarak yapılabilmektedir. Geniş dövmelerde bir kaç aşamada yapılan çoklu cerrahi işlem gerekebilmektedir. bu olgularda bazen başka bir bölgeden deri grefti almak gerekebilir. Bu yöntemin dezavantajı ise iz bırakabilmesidir.

Dermabrazyon diğer bir cerrahi işlemdir. Pürüzlü bir metal yüzey ile deri zımparalarak dövmenin daha az belirgin hal alması sağlanır. İşlem öncesinde lokal anestezi yapılması gerekir. İşlem sonrasında bir akç haftada iyileşen yüzeyel bir yara gelişir. Bir miktar kanama olduğundan işlem sonrasında yara bir süre kapalı olmalıdır. Bu işlemde de işlem öncesi lokal anestezi ve sedasyon gereklidir.

Kriyoterapi dövmelerin tedavisinde kullanılan diğer bir yöntemdir. Muayene koşullarında yapılan bu işlem ile boya maddesini içeren hücreler harap edilir.

Günümüzde geleneksel yöntemler halen kullanılsalar da, lazer tedavisi dövmelerin tedavi edilmesinde etkin olması, düşük riskli olması, işlemin kansız ve minimal yan etkiye sahip olması nedeniyle standart hal almıştır. Günümüzde Q-switched lazerler en sık kullanılanlarıdır.

Laserle dövme tedavisi nasıl etkili olur?

Kısa atım süresi ile deriye yönlendirilen yoğun ışık derinin üst tabakasından geçerek, dövme tarafından seçici olarak emilir. Bu yüksek enerji dövme içindeki boya partiküllerinin küçük parçalara ayrılmasına neden olur ve sonra vücucun bağışıklık tarafından deriden uzaklaştırılırlar.

Siyah boya maddesi tüm lazer dalga boylarını siyah dövmeler kolay çıkartılır. Diğer renkler ise ancak bazı lazer sistemleri tarafından emilirler ve bu nedenle bazı özel lazerler kullanılması gerekir.

Hangi dövmeler daha kolay tedavi edilir?

  • Açık ten rengi
  • Koyu siyah veya mavi, yeşil renkli dövme
  • Amatör dövme ( Profesyonel dövmelere göre daha az pigment içerir ve daha yüzeyseldir)
  • Bir yıllık dövme yapılma öyküsü

İşlem ağrılı mıdır?
İşlemi yaptıran hastalar ağrı hissinin lastik çarmasına benzediğini söylemektedirler. Lokal anestezi gerekmezken bazı hassaa hasatlara işlem öncesinde lokla anestezi sağlayan kremler uygulanabilir. Genellikle işlem bir kaç dakika sürmektedir.

Tedavi için kaç seans gereklidir?

Dövme tedavisi maalesef bir seansta olmamaktadır. Amatör dövmelerde ortalama 4 seans, profesyonel dövmelerde 6-20 seans tedavi gerekebilmektedir. Tedavi seans aralıkları 2 aydır. Seanslar arasında bu ara derideki boyar maddenin vücut tarafından emilmesi için gereklidir.

Tedavi sonrası yara bakımı gerekli midir?

Tedavi sonrasında antibakterial kremler ve yara örtüsü uygulanır. Bu sayede yara temiz bir şekilde korunur. Bir kaç gün dövme alanında güneş yanığında olduğu gibi hafif nbir hassasiyet hissedilir ve yara alanı bir kaç hafta kırmızı kalabilir.

Keneler - Kene Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı

Kene

 

 

 

 

 

 

 

 

Yaz mevsimine girdigimiz son haftalarda Türkiye’nin gündemini meşgul eden kene ile ilgili olarak uzmanlar uyarı yaptı:

Kene vücuttan uzaklaştırılırken kesinlikle ezilmemeli, başı kopartılmamalı.. Derhal doktora başvurmalı..

Yaklaşık yarım cm boyunda, kan emen, yeşillik alanlarda yaşayan bir böcek olan kene, günlerdir kamuoyunun gündeminde. Taşıdığı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı 2002′den bu yana 33 kişinin ölümüne neden oldu. Havaların ısınmasıyla birlikte insanların piknik alanlarına yönelmeleri, hastalığın kırsal alanların yanı sıra büyük şehirlerde de ortaya çıkmasının en önemli nedeni.
Hal böyle olunca ‘Acaba bu küçücük böcekle nasıl mücadele ederiz, ya bize de musallat olursa’ gibi sorular kafaları kurcalıyor. Öncelikle, vücuda yapışıp kan emerek beslenen bu küçük böceklerin hepsi hastalık taşımıyor. Özel bir kene türü bu hastalığı taşıyor. Hastalık taşıyanlar ise erken tespit edildiğinde, virüsü vücuda bulaştırma fırsatı bulamıyor.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Veteriner Fakültesi Parazitoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Aydın, kene ile temas durumunda kenenin ezilmemesi, çıkarılırken başının kopartılmaması, keneyi uzaklaştırmak için ısı uygulanmaması gerektiğini vurguluyor.
Kenelerin virüs, bakteri, protozoon ve riketsia adı verilen gözle görülmeyen parazitleri taşıdıklarına, bu ciddi enfeksiyon etkenlerini kanını emdikleri insan ve hayvanlara aktardıklarını belirten Aydın, etkenlerden birinin de KKKA virüsü olduğuna işaret ediyor.
Aşısı ve ilacı yok
Genellikle yaz aylarında ortaya çıkan hastalık az gelişmiş ülkelerde görülüyor. Hatta hastalığın görüldüğü en gelişmiş ülke Türkiye.
Bu yıl hastaneye başvuran 144 kişiden 63′ünde hastalık tespit edildi. Uzmanlar çoğunlukla Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesindeki 22 ilin KKKA tehlikesi altında olduğunu belirtiyor. Ancak hastalık diğer illerde de görülebiliyor. Türkiye’de KKKA bulaşanların ölüm oranı yüzde 5, diğer ülkelerde ise bu oran yüzde 25 ile yüzde 80 arasında değişiyor. Çünkü hastalıktan koruyacak bir aşı ya da tedavide kullanıhlacak bir ilaç bulunmuyor. Hastaların tedavileri destek tedavi şeklinde yürütülüyor, dolayısıyla vücuda yapışan kenenin hastalığı bulaştırmadan tespit edilmesi önem kazanıyor.

Vücudunuzu kontrol edin!
Doç. Dr. Levent Aydın, Türkiye’de son 5-6 yıl içinde önce Karadeniz Bölgesi’nde belli odaklardaki insanlarda görülen bu hastalığa daha sonra İç, Güneydoğu ve Marmara bölgelerinde rastlandığını belirtti. Günümüzde dünyada 30 kene türünün hastalık etkenini taşıdığına, özellikle “Hyalomma” cinsinin tehlikeli olduğuna dikkati çeken Aydın, hayvancılıkla uğraşanların, veteriner hekimlerin ve piknik alanlarındaki insanların risk altında olduklarını vurguladı.
Bu noktada, piknik alanları, ormanlık alanlar, otlak ve çalılıklar ile ırmak kenarlarına giden vatandaşların biraz daha korunaklı giyinmeleri, evlerin döndüklerinde de vücutlarını kontrol etmelerini öneriliyor. Kene tespit edildiğinde ise en önemli nokta, keneyi parçalamadan tek seferde vücuttan çekip almak.
Levent Aydın, kenenin ısıracağı vücut bölgesine önce lokal anastezik bir madde salgıladığını, bu nedenle kişinin ilk 24-48 saat içinde ısırığı görmezse hissedemeyeceğini anlattı. Hastalığın ısırıldıktan 16-24 saat sonra bulaşacağını ifade eden Aydın, ısırmanın 3-5′inci günlerinde bulaştırıcılığın en yüksek dereceye çıktığını kaydederek, şunları söyledi:
“Bu nedenle risk gruplarında kene ısırma süresi hayati önemdedir. En kısa sürede kene vücuttan uzaklaştırılmalıdır. Kene uzaklaştırılması hekim kontrolünde yapılmalıdır. Kene ezilmemeli, çıkarılırken başı kopartılmamalı. Keneyi uzaklaştırmak için ısı uygulanmamalıdır. Kenelerde ayaklarının gerisinde soluma organelleri olduğu için üzerine yağlı bir pamuk 5 dakika kadar kapatılarak soluması engellenebilir. Daha sonra battığı yönün tam zıt tarafına ani ve tek bir hamle ile çekilmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki kenenin vücutta kalış süresi önemlidir. Bu nedenle en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.”
Hastalığın saptandığı bölgelerde hayvanlarda, özellikle sığırlarda kene kontrolü ve ilaçlamasının düzenli olarak yapılması, insanların kişisel korunma konusunda bilgilendirilmesi, çevre ve meraların kontrol altına alınması gerektiğini anlatan Aydın, hastalığın görüldüğü yörelerde yaşayan vatandaşlara, özellikle kırsal alanda çizme ve uzun kollu giyinmeleri, bu alanlardan ayrıldıktan sonra koltukaltı ve kasık bölgeleri başta olmak üzere vücutlarını dikkatle aramaları, keneye rastlamaları halinde zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurarak keneyi çıkarttırmaları uyarısında bulundu.

Hastalığın oluşması:
Hastalık genellikle kene ısırığı ile virüsün bulaşmasından 1-3 gün sonra ortaya çıkar. Bu süre en fazla 9 güne kadar uzayabilir. Hasta hayvanın kan ve vücut sıvıları bulaşmış ise bu durumda hastalığın ortaya çıkışı 13 güne kadar uzayabilmektedir.

Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kol, bacak ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin iştahsızlık bulguları ile başlar. Bazen kusma, karın ağrısı ve ishal olabilir.
İlk günlerde yüz ve göğüste küçük cilt altı kanamaları, gözlerde kızarıklık, gövde, kol ve bacaklarda bir yere çarpmış gibi cilt altı kanamalar oluşabilir.
Burun kanaması, kanlı kusma, kanlı dışkılama, kanlı idrar görülebilir. Vajinal kanamaya da rastlanabilir.
Ağır olgularda hepatit, karaciğer, böbrek, akciğer yetmezlikleri oluşabilir.

Tedavi:
Diğer çoğu virüs hastalıklarında olduğu gibi bu hastalığın da doğrudan bir tedavisi ve etkili bir ilacı olmayıp daha çok destek tedavisi ve bulguları gidermeye yönelik tedaviler ve bazı antivirütik ilaçlar uygulanmaktadır.
Erken dönemde başlanılan destek tedavi daha başarılı sonuç vermektedir. Geç başlanılan tedavi ve ağır seyredebilen hastalık öldürücü olabilmektedir.
Hastalığa karşı aşı çalışması yürütülmekle birlikte henüz koruyucu bir aşı geliştirilememiştir.

Korunma:
Hastalık, kenelerin sokması sonrası salgıladıkları sıvıyla, kenelerin çıkartılırken ezilmesi sonucu çıkan sıvı ve kanıyla veya kene sokması sonucu virüsü alıp hasta olmuş hayvanların kan ve salgıları ile bulaşabilmektedir. Bu nedenle:
Mera ve meskenlerde yerleşik keneler kan emerek beslenirler. Hayvanları kenelerden uzak tutarak kenelerin yayılmaları engellenmelidir.

Bunları unutmayın!
* Kene görürseniz bir cımbız yardımıyla ya da eldivenle dikkatlice tutulmalı ve tek seferde, kopartmadan, patlatmadan çekilmeli.
* Kene üzerine alkol, gazyağı, kolonya v.b. dökmeyin, ısı uygulamayın. Bu durumda mikrobu vücudunuza verebilir.
* Kene uzaklaştırıldıktan sonra ısırma bölgesi dezenfekte edilmeli, eller sabunla iyice yıkanmalı.
* Kırsal alanlarda daha korunaklı giyinmeye özen gösterin.
* Bu alanlardan ayrıldıktan sonra koltukaltı ve kasık bölgeleri başta olmak üzere vücudunuzu dikkatle kontrol edin.
* Risk almak istemiyorsanız bir sağlık kuruluşuna müracat ediniz.

Sağlık Haftası

Sağlık, insanın en önemli sorunudur. Yaşamak, öğrenmek, iş yapabilmek için sağlıklı olmak

gerekir. Sağlığı bozuk olan, hasta olan kişi görevlerini tam olarak yapamaz. Bunun sonucu

olarak da, kendine, ailesine, çevresine, topluma yararlı olamaz.

Sağlıklı kişi mutlu, canlı, hareketli olur. insanların sağlık kurallarını öğrenmesi ve

sağlıklı yaşama bilincine kavuşması için Birleşmiş Milletler Örgütü 7-13 Nisan tarihleri

arasını Sağlık Haftası olarak kabul etti. Her yıl Sağlık Haftası Birleşmiş Milletler’e üye

ülkelerde aynı zamanda değerlendirilir. Sağlık Haftası’nın amacı, sağlık bilgisinin ve

yardımının geniş halk kitlelerine ulaşmasıdır. Hafta boyunca insan sağlığı konusunda

radyolarda konuşmalar yapılır. Televizyonda sağlıkla ilgili programlar sunulur. Gazete ve

dergilerde insan sağlığı ile ilgili yazılar yayınlanır.

Bu hafta içinde okullarımızda beden sağlığı, beslenme konusunda bilgiler verilir. Sağlığın

önemi anlatılır. Sağlıklı olmanın kuralları öğretilir. Birleşmiş Milletler Örgütü, her yıl

bir sağlık konusu seçer. O yıl üye ülkelerde konu üzerinde durulur. Seçilen konu bir

hastalık ise bu hastalığın tanımı, belirtileri, iyileştirme yöntemleri anlatılır.

İnsanlar çok eski çağlardan beri sağlığın önemini kavramışlardır. ilkçağlarda insan

sağlığının bozulması, doğa dışı güçlerin etkisine bağlanıyordu. Hastalığın iyileştirilmesi

için büyücüye başvuruyorlardı. Uygarlığın gelişmesi ile tıp bilimi ilerledi. Hastalıkların

nedenleri bulundu, iyileşme yöntemleri gelişti. Bugün büyücülük ilkel toplumlarda

kalmıştır. Tıp bilimi her gün yeni buluşlarla insanlığa büyük yararlar sağlıyor.

Tıp bilimi yalnız hastalıklarla, hasta olan insanlarla ilgilenmez, însan sağlığının

sürekliliği, insanların hasta olmadan yaşamlarını sürdürmeleri için araştırmalar yapar.

Yeni yöntemler geliştirir.

İnsanların sağlıklı yaşamaları için şu konulara dikkat etmeleri gerekir:

1. Sağlıklı olmak için temizliğe önem vermeliyiz.
Temizlik sağlığımız açısından çok önemlidir. Bedenimizin temizliği, kullandığımız eşyaların

temizliği yaşadığımız yerin temizliği gibi ayrıntılarla bir bütün oluşturur.
Yalnız bedenimizin temizliği ya da yalnızca eşyalarımızın temizliği bir anlam taşımaz. Biz

ne kadar temiz olursak olalım, eşyalarımız, giysilerimiz kirli olursa biz de kirli

sayılırız. Bu durumda bit, pire, ve benzeri mikrop taşıyan canlılar, kolayca bizi bulur,

biz de hasta oluruz.

2. Sağlığı bozan etkenlerden sakınmalıyız.

Yanlış beslenme, gerekli besinleri almama gibi durumlar, beslenme bozukluğu sonucunu

yaratır, bu da sağlığımızı bozar.

Alkollü içki, uyuşturucu madde kullanmak da sağlığı bozar.

Zehirli böcek ve bazı hayvanların sokması, ısırması zehirlenmemize neden olur.

Sağlığın en büyük düşmanı mikroplardır. Çeşitli hayvanlarla, yiyecek ve içeceklerle,

solunum yolu ile geçen mikroplara karşı uyanık olmalıyız.

3. Çevremizi temiz tutmalıyız.
Kişiler kendi sağlıklarını korumada dikkatli oldukları gibi çevre sağlığını korumada da

dikkatli olmalıdırlar. Bunun için çevremizi temiz tutmalıyız. Yerlere çöp atmamalıyız.

Çevrede sinek, sivrisinek gibi zararlı böceklerin üremesini kolaylaştıracak ortam

yaratmamalıyız.
Çevre sağlığını, çevre temizliğini korumak her yurttaşın önemli görevlerinden biridir.

4. Sağlık öğütlerini tutalım:
Mevsim özelliklerine göre giyinelim. terli iken su içmeyelim. Havasız yerlerde oturmayalım.

Spor yapalım.
Yukarda açıklanan kurallara uyalım. Gerektiğinde sağlık kurumlarına başvuralım. Hastaneler,

sağlık ocakları dispanserler, başlıca sağlık kurumlarıdır. Bu kurumlar çalışmaları

sırasında birbirine yardımcı olurlar.
Sağlığımızla ilgili bir sorunumuz olduğunda hemen doktora gidelim. Doktorların verdikleri

ilaçları tarifelere uygun olarak kullanalım. Kısacası doktorların sağlık konusundaki tüm

uyarılarına uyalım